Vekalet – Tedviren – Geçici Görevlendirme
1-
1- Vekaleten Görevlendirilen Kadroya,
Asaleten Memur Atanması İle Vekalet Görevinin Sona Ereceği,
2- Üç Aydan Fazla Devam Eden Vekalet Görevi İçin Kadro Derecesinin Üçte Biri Oranında
Vekalet Aylığı Verilmesi Gerekeceği Hk.
Dava, Davacının, Milli Emlak Genel Müdürlüğü Şube
Müdürü iken Ankara Milli Emlak Müdürlüğü görevinde vekaleten
görevlendirildiğinden bahisle bu süre için vekalet ettiği görevin kadro
derecesinin üçte ikisi oranında vekalet aylığı Ödenmesi yolundaki başvurusunun
reddine ilişkin işlemle vekalet görevinin sona erdirilmesine ilişkin işlemin
iptali isteminden ibarettir.
Davacının, Milli Emlak Müdürlüğü görevini yürüten
şahsın görevden uzaklaştırılması üzerine bu görevi tedvire memur olarak
görevlendirildiği ve bu kadroya asaleten atama yapılması ile tedvir görevinin
sona erdirildiği dava dosyasının incelenmesinden anlaşılmıştır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile Ek ve
Değişikliklerindeki hükümlere göre bir görevin asaleten, vekaleten
ya da ikinci görev olarak yürütülmesi mümkün olup, tedviren görevlendirme adı
altında bir müesseseye yer verilmemiştir.
Diğer taraftan; yukarıda sözü edilen Kanunun 1897 sayılı Kanunla değişik
86.maddesinde de, memurların görevden uzaklaştırma nedeniyle işlerinden geçici
olarak ayrılmaları halinde yerlerine kurum içinde veya diğer kurumlardan veya
açıktan vekil atanabileceği hükme bağlanmıştır.
Bu hükümler karşısında görevden uzaklaştırma sebebiyle memurların görevlerinden
geçici olarak ayrılmaları halinde, bu görevin ancak vekaleten
görevlendirilen memurlar eliyle yürütülmesi mümkün bulunmaktadır.
Bu duruma göre, daha önce asaleten yürüten memurun
görevden uzaklaştırılması sebebiyle tedviren görevlendirildiği anlaşılan
Davacının bu görevlendirilmesinin yukarda açıklanan 86.madde hükmü uyarınca
yapılmış bir görevlendirme olduğunun kabulü zorunludur.
Öte yandan; vekaleten yürütülen kamu görevlerine
ilişkin kadrolar bu süre zarfında münhal olduklarından İdarelerince bu
kadrolara asaleten memur atanması herzaman mümkün
bulunduğu ve bu atama ile birlikte vekalet görevi sona ereceği cihetle mezkur
kadroya davalı İdarece asaleten memur atanması üzerine Davacının vekalet
görevinin sona erdirilmesinde mevzuata aykırılık görülmediğinden davanın buna
ilişkin kısmının reddine;
Davacı vekaleten görevlendirildiği süre için vekalet ettiği görevin kadro
derecesinin üçte ikisi oranında vekalet aylığı ödenmesi istemine gelince, 657
sayılı Kanunun 1897 sayılı Kanunla değişik 86.maddesinin ikinci fıkrasında,
aynı kurumdan, birinci fıkrada yazılı ayrılmalar dolayısıyla atanan vekil
memurlara vekalet görevinin üç aydan fazla devam eden düresi için vekalet
aylığı ödeneceği, 175.maddesinde ise bir göreve vekaleten atanan memurlara
vekalet edilen görevin kadro derecesinin birinci kademesinin üçte biri oranında
vekalet aylığı verileceği hükme bağlanmış bulunduğundan bu hükümlere göre
Davacıya vekaleten ifa ettiği görevin kadro derecesinin birinci kademesi
aylığının üçte biri oranında ve vekalet görevinin üç aydan fazla devam eden
süresi için vekalet aylığı ödenmesi gerekirken aksine tesis edilen işlemin buna
ilişkin kısmının iptaline, Davacının bu miktardan fazlaya ilişkin olarak
vekalet aylığı ödenmesi yolundaki isteminin de kanuni dayanağı bulunmadığından
reddine karar verildi. Danıştay Üçüncü Daire K:1982-929
E:1982-960
2-
Kadrosu Bulunmayan Bir
Göreve Vekalet Sözkonusu
Olamayacağından Böyle Bir Görevlendirmenin İkinci Görev Olarak Kabulü Gerektiği
HK.
Dava, davacıya baştabiplik görevinin 657 sayılı
Kanunun 86.maddesi uyarınca verildiği 88.maddeye göre görevlendirilmediğinden
bahisle tahakkuk ettirilen ikinci görev ücretinin ödenmemesi üzerine bu işlemin
düzeltilmesi isteğiyle yapılan başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddine
ilişkin işlemin iptali ve tahakkuk ettirilip ödenmeyen 417.640 liranın tazminat
olarak ödenmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi
kararıyla, idarenin süre defi yerinde görülmeyerek dava dosyasının
incelenmesinden atama onayında baştabiplik görevinin 657 sayılı Kanunun 86.maddesi
uyarınca davacının uhdesine tevdi edildiği belirtilmişse de davacının göreve
başladığı tarihten emekli olduğu tarihe kadar doktorluk görevi yanında bir
idari görev olan baştabiplik görevini de fiilen yürüttüğü ve bu görevin ikinci
görev olarak verildiği açık olup kadro tahsis edilmesi bile davacıya 657 sayılı
Yasanın 175.maddesi uyarınca ücret ödenmesi gerektiği gerekçesiyle işlem iptal
edilmiş ve 1980,1981,1982 yıllarına ait ikinci görev
ücretinin tazminat olarak davacıya ödenmesi hükme bağlanmıştır.
657 sayılı Devlet
Memurları Kanununun 86.maddesinde, kadronun boş olması veya görevli personelin
özrü nedeniyle görevinden ayrı bulunması durumlarında vekaletin mümkün olduğu
hükme bağlanmış, aynı kanunun 88.maddesinin B-2.bendinin 2.fıkrasında da tabip,
veteriner ve öğretmenlere asıl görevlerinin yanında idari görev olarak
baştabiplik, baştabip yardımcılığı, okul ve enstitü müdürlüğü
, başyardımcılık ve yardımcılık görevlerinin yaptırılabileceği
belirtilmiştir.
Yasanın
175.maddesinin 2.fıkrasında, 88.maddeye göre ikinci görev verilen memurlara, bu
görevleri karşılığında görevlendirildikleri kadro derecesinin ilk kademe
aylığının üçte ikisinin ödeneceği; baştabip ve baştabip yardımcılığı
hizmetlerinin ikinci görev olarak yürütülmesi halinde kadro şartı aranamayacağı
ve bu hizmetleri Yürütenlere aldıkları aylığın üçte ikisinin ikinci görev
aylığı olarak ödeneceği hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, davacının Devlet
Hastanesine Kulak Burun Boğaz uzmanı olarak atandığı ve baştabiplik görevinin
657 sayılı kanunun 86.maddesine göre yürütülmesiyle görevlendirildiği atama
onayında belirtilmişse de, dosyadaki belgelere göre hastahanede
o tarihte baştabiplik kadrosunun bulunmadığı anlaşılmış olup, kadrosuz vekaletin kanunen olanaksız bulunması karşısında baştabiplik
görevinin ikinci görev olarak davacıya verildiğinin kabulü zorunludur.
Dolayısıyla İdare Mahkemesince hukuki durumunun bu şekilde değerlendirilerek
ikinci görev aylığının ödenmesinin hükme bağlanmasında usul ve kanuna aykırılık
bulunmamakta ve davalı idarenin temyiz istemi haklı dayanaktan yoksun
kalmaktadır.
Davacının temyiz
istemine gelince; dava dilekçesinde yasal faiz istemine de yer verildiği halde
mahkemece bu istemin karara bağlanmasında hukuka uyarlıktan sözedilemiyeceği
açık olup kararda bu nokta yönünden hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle davalı idarenin temyiz isteminin reddiyle, Mahkeme kararının ikinci
görev aylığının ödenmesine ilişkin kısmının onanmasına; buna karşılık davacının
temyiz isteğinin kabulüyle İdare Mahkemesi kararının yasal faize hükmedilmemesi
yönünden 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49.maddesinin 1/b bendi
uyarınca bozulmasına, uyuşmazlık sadece hukuki noktalara ilişkin bulunduğundan
ve dosya içindeki bilgi ve belgeler karar verilmesi için yeterli olduğundan
aynı maddenin 2.fıkrası uyarınca ikinci görev ücretinin dava tarihinden
itibaren hesaplanacak yasal faizinin davalı idarece hesaplanarak davacıya
ödenmesine karar verildi. Beşinci Daire K:1988-2959
E:1987-322
3-
Boş Bulunan Kadroların Kural Olarak "Görevlendirme"
Suretiyle Doldurulamayacağı Hk. ...
İdare Mahkemesinin ... günlü,
1997/704 sayılı kararının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen
incelenerek bozulması isteminden ibarettir.
Ankara 5. Akşam Sanat
Okulu Öğretmeni olarak görev yapmakta iken ... günlü, ... sayılı Bakan onayı ile Bakanlık Müşaviri olarak
görevlendirilen davacı, bu görevlendirme onayının iptaline ilişkin
...günlü, ... sayılı işlemin iptali istemiyle
dava açmıştır.
... İdare Mahkemesinin ... günlü, 1997/704 sayılı kararıyla;bir
göreve atama konusunda idareye kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı
olarak takdir yetkisi tanındığı; dava dosyasının incelenmesinden, davacının,
görevlendirildiği Bişkek Eğitim Ataşeliği görevinin sona ermesi üzerine yurda
döndükten sonra ... günlü Bakan oluru ile 5.Akşam
Sanat Okulunda Öğretmen olarak göreve başladığı; ... tarihli
Bakan oluru ile Bakanlık Müşaviri olarak görevlendirildiği; daha sonra adıgeçenin, "yurtdışı görevine bağlı olarak eşinin
görev yerine gidiş ve kızının görev yerinden dönüş harcırahlarının ödenmemesi
üzerine verdiği dilekçeye olumlu yanıt alamaması üzerine Ankara 1. İdare
Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde gayrıciddi,
mesnetsiz ve yanıltıcı iddialarda bulunduğundan ve bundan sonra görev alacak
öğretmen ve idarecilere kötü örnek olacağından" bahisle dava konusu
işlemle Bakanlık Müşavirliğinde görevlendirme onayının iptal edildiği
anlaşılmakta ise de, davalı idarece ileri sürülen sebebin hukuken yeterli bir
sebep olarak kabulüne olanak bulunmadığı; bu nedenle, anılan işlemde kamu yararı
ve hizmet gereklerine uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlem iptal
edilmiştir.
Davalı idare, ... günlü
temyiz dilekçesinde, dava konusu işlemin, Yurt Dışı Eğitim Öğretim Genel Müdürlüğünün ... günlü, ... sayılı yazısında getirilen teklif doğrultusunda tesis
edildiğini; Mahkeme kararının gerekçesinin soyut olduğunu; ... günlü ek temyiz dilekçesinde de, Bakanlık Müşavirliklerine
Bakan onayı ile atama yapılabilmesinin mümkün olmadığını; Bakanlığa ait kadro
cetvellerinde "Bakan onaylı Bakanlık Müşavirliği" adı altında bir
kadro bulunmadığını; Bakanlıkta bugüne kadar çeşitli Bakanlar tarafından bazı
görevlilerin Bakanlık Müşaviri olarak görevlendirilmelerinin aslında
"yok" hükmündeki tasarruflar olduğunu; bu nedenle, bu durumdaki tüm
personelin görevlendirme onaylarının iptal edildiğini öne sürmekte ve İdare
Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını
istemektedir.
657 sayılı Devlet
Memurları Kanununda aynı kurum içinde geçici görevlendirme konusu düzenlenmemiş
olmakla birlikte, bir kamu kurumunun mevzuatla belirlenmiş olan görev alanı
içinde yer alan "geçici" nitelikteki bir hizmeti; ya da, değişen ve
gelişen sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sonucu olarak ortaya çıkan,
henüz örgütsel altyapısı oluşturulmamış ve bir kadro ile ilgilendirilmemiş olan
"yeni bir kamu hizmetini" yürütmek amacı ile,
durumu uygun olan kamu görevlilerinin, "kadroları ile hukuki bağlarını
sürdürmek ve belli bir süre ile sınırlı olmak üzere" atamaya yetkili amir
tarafından geçici olarak görevlendirilmeleri olanaklıdır. Bu işlemin
kurulmasında, yukarıda nitelendirilen kamu hizmetlerinin yürütülmesi amaç
edinilmeli; kamu yararı ile bağdaşmayan, örneğin kamu görevlisini görevinden
fiilen uzaklaştırmak veya onu cezalandırmak gibi hizmet gereklerine ters düşen
bir sonuç amaçlanmamalıdır.
Öte
yandan, 657 sayılı Yasanın "Sınıflandırma" başlığını taşıyan II.
Kısmının "Kadroların tespiti" başlıklı 33. maddesinde yer alan
"Kadrosuz memur çalıştırılamaz."; "Kadro cetvelleri"
başlığını taşıyan 35. maddesindeki "Her kurum için gerekli kadroların
sınıfı, derecesi, ünvanı ve adedi gösterilir."
ve 45. maddesinde yer alan "Hiçbir memur sınıfının dışında ve sınıfının
içindeki derecesinin altında bir derecenin görevinde çalıştırılamaz."
yolundaki hükümler birlikte değerlendirildiğinde, "memurun kendi kadro
görevinde çalışmasının" temel ilke olarak kabul edildiğinde kuşkuya yer
bulunmamaktadır. Bir kamu kurum veya kuruluşuna tahsis edilmiş olan,
ancak hukuken açık (boş) bulunan kadroların, kural olarak
"görevlendirme" suretiyle doldurulamayacağını ve personelin, bu
kadrolarda öncelikle yetkili makamlarca yapılacak "asaleten atama"
veya gerekli ve zorunlu hallerde aynı Yasanın 86. maddesinde düzenlenen "vekaleten atama" yoluyla istihdam edilmeleri
gerektiğini de özellikle vurgulamak gerekir.
Ayrıca,
anılan Yasanın "İstisnai Memurluklar" başlığını taşıyan 59.
maddesinde sayılan memuriyetler arasında yer alan Bakanlık Müşavirliğine
ilgililerin atanabilmeleri, 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama
Usulüne İlişkin Kanunun 2. maddesi ve bu Kanuna 4158 sayılı Kanunla eklenen ek
madde gereğince "ortak kararname" ile mümkün olup; bu hukuki durum
karşısında ve yukarıda açıklanan nedenlerle bir kamu görevlisinin Bakanlık
Müşavirliğinde kural olarak "görevlendirme" suretiyle çalıştırılmasına
olanak bulunmadığı gibi; görevlendirilen bir kişinin bu görevde sürekli olarak
bırakılması sonucunu doğuracak şekilde yargı kararı verilemeyeceğini, bir başka
ifadeyle, bu konuda idarenin yargı kararı ile zorlanamayacağını da kabul etmek
gerekir.
Yukarıda belirtilen hukuksal nedenler birlikte değerlendirildiğinde, Ankara 5.
Akşam Sanat Okulu Öğretmeni olarak görev yapmakta iken ...
günlü, ... sayılı Bakan Oluru ile Bakanlık Müşaviri
olarak görevlendirilen davacının sözkonusu
görevlendirme onayının iptali yolunda tesis edilen ...
günlü, ... sayılı işlemde
sözü edilen mevzuat hükümlerine ve hukuka aykırılık bulunmadığından, anılan
işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüyle
... İdare Mahkemesinin ... günlü,
1997/704 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49.
maddesinin 1/b. fıkrası uyarınca bozulmasına, karar verildi. Beşinci Daire
K:1988-270 E:1987-2711
4-
657 Sayılı Yasada Öngörülen Bir Usul Olmamakla Birlikte,
İdarenin Uygulamada Asilde Aranan Şartlara Sahip Vekil Memur Bulunmaması
Halinde Tedviren Görevlendirme Yapabildiği, Hukuki Statü Bakımından Boş Olan
Bir İdari Kadro Üzerınde Tasarrufta Bulunma Konusunda
İdarenin Yargı Kararı İle Zorlanamayacağı Hk.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay
Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:
Dava; ... Hastanesi
Müdür görev ve yetkilisi olarak görev yapan davacının, ... Sigorta Müdürlüğüne
Şef olarak atanması yönünde, SSK Yönetim Kurulunca kurulan 17.1.1997 günlü, 215
sayılı işlem ile yerine yapılan atamanın iptali ve işlem nedeniyle uğradığı
maddi kayıplarının yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle
açılmıştır.
... İdare Mahkemesinin ... günlü, ... sayılı
kararıyla; iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu
ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaati
ihlal edilenler tarafından açılacağı, dava açacak kişinin meşru, kişisel ve
güncel menfaatinin ihlal edilmesi gerektiği, davacının ...
adlı şahsın atama işleminin iptaline yönelik açtığı
davada, menfaat ihlalinin doğrudan ve kişisel nitelik taşımaması nedeniyle dava
açma ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun 15/1-b maddesi uyarınca davanın bu kısmının ehliyet yönünden reddine,
dava konusu atama işleminin iptaline yönelik kısmının ise; atamanın Sosyal
Sigortalar Kurumu Personel Yönetmeliğinin 53. maddesinden bahisle yapıldığı,
ancak, işleme gerekçe alınan "hizmet gereğinin" davalı idarece
somutlaştırılmadığı, davacının yöneticilik yaptığı dönemlere ilişkin
sicillerinin çok iyi olduğu, herhangi bir idari soruşturma geçirmediği,
disiplin cezası almadığı böylece idarenin takdir yetkisinin kullanılmasında
kamu yararı ve hizmet gereklerine uyarlık görülmediği gerekçesiyle iptaline,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125. maddesi uyarınca da, hukuka aykırı olan
idari işlem nedeniyle davacının uğradığı maddi zararların yasal faiziyle
birlikte davalı idarece tazminine karar verilmiştir.
Davalı
idare; kendisinden en iyi verim alabileceğine ve işi en iyi yapacağına inandığı
kişiyi göreve getirme yetkisine sahip olduğunu, yapılan atamada kamu hizmeti ve
kamu yararı gözetilerek, 657 sayılı Kanuna uyarlık sağlandığını, davacının
üzerinde bulunan görev ve yetkisi kaldırılarak kadro görevine iade edildiğini,
özlük hakları açısından her hangi bir kaybın söz konusu olmadığını öne sürmekte
ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek
bozulmasını istemektedir.
Davacının, dava konusu atama işlemiyle birlikte, yerine atanan
... isimli şahsın atamasının da iptalini
istemesinde makul ve ciddi bir ilişkinin, diğer bir ifadeyle menfaat bağının ve
dolayısıyla da ehliyetinin bulunduğu açık olup, Mahkemenin bu konuda vermiş
olduğu ehliyet ret kararında hukuki isabet görülmese de, davacının bu yönde
herhangi bir temyiz istemi bulunmamaktadır.
Davalı idarenin,
davacının Hastane Müdürlüğü görevinden, Şeflik kadrosuna atanmasına ilişkin
işlemin iptali yolundaki Mahkeme kararının temyizen
incelenmesi istemine gelince;
Öncelikle belirtmek
gerekir ki; davacının Şef kadrosunda olmak üzere Hastane Müdür görev ve
yetkilisi olarak yapılan ilk atamasını, tedviren yapılmış bir atama olarak
kabul etmek gerekeceğinden, uyuşmazlığın da bu yönüyle irdelenmesi
gerekmektedir.
Anayasanın 128.
maddesinde "Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri,
atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri
ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir." hükmü yer almış ve memurların
özlük işlerini düzenleyen 657 sayılı Kanunda ise "tedviren görevlendirme
veya atama" şeklinde bir usül öngörülmemiştir.
Bununla birlikte
uygulamada, asilde aranan şartlara sahip vekil memur bulunamadığı hallerde
idarelerce hizmetin aksamadan yürütülebilmesi bakımından, herhangi bir şekilde
boşalmış veya boş bulunan bir göreve asilde aranan şartlara en yakın personel
arasından tedviren görevlendirme yapılmakta ve idari görev bu şekilde
yürütülmektedir.
Böyle bir durumda tedviren görevlendirilen personelin o kadro için öngörülen şartları
taşımadığı da gözönüne alındığında, idarenin genel
kabul görmüş hukuk kaidelerine aykırılık taşımamak kaydıyla, ilgiliyi belli bir
sebebe dayanmaksızın herzaman görevden alıp, asıl
kadrosuna iade edebileceği; hizmetin kadro koşullarını taşımayan personel
tarafından yürütülmesi konusunda idarenin yargı kararıyla zorlanamayacağı
kuşkusuzdur.
Diğer bir deyişle hukuki
statü bakımından boş olan bir idari kadro üzerinde idarenin tasarrufta
bulunabileceği ve sözkonusu idari kadro için gerekli şartları
taşıyan personelin varlığı halinde, bu personelle kadroyu doldurma konusunda
takdir hakkı bulunduğu açıktır.
Yukarıda açıklandığı
üzere, davacının tedviren yürütmekte olduğu ... SSK
Hastanesi Müdür ve yetkilisi görevinin, her zaman geri alınabilecek bir
niteliğe sahip bulunması karşısında, idarece adıgeçenin
anılan görevden alınarak kadrosunun bulunduğu ...
Sigorta Müdürlüğü Şeflik görevine iadesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka
aykırılık, bu işlemi iptal eden İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet
görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle,
davalı idarenin temyiz isteminin kabulüyle ... İdare
Mahkemesince verilen ... günlü,
... sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun 49. maddesinin 1/b. fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622
sayılı Kanunla değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da
gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye
gönderilmesine, 22.11.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Beşinci
Daire K:2001-4441 E:1998-1661
5-
1-Tedviren görevlendirilen kişilere vekalet
aylığına eşdeğer tutarda bir meblağın ödenmesi gerektiği,
2-tedviren görevlendirilmelerde zam ve tazminat
farkı ödenmeyeceği hk.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onbirinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
657 sayılı Devlet
Memurları Kanununun 86. maddesinde, vekalet görevi ve aylık verilmesinin
şartları düzenlenmiş, aynı Yasanın 174. maddesinde ise vekalet aylıklarının
ödenebilmesi için görevin fiilen yapılmasının zorunlu olduğu belirtilmiş,
17.5.1987 günlü, 19463 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 99 Seri No'lu Devlet Memurları Kanunu Genel Tebliğinde de, vekalet
göreviyle ilgili genel hükümlere yer verildikten sonra 1-4.
dereceli kadrolara vekalet edeceklerin 657 sayılı Yasanın 68. maddesinde
belirtilen şartları haiz olmaları, asilde aranan şartlara sahip vekil memur
bulunamadığı takdirde boş bulunan bir görevin tedviren yürütülmesi
öngörülmüştür. Ayrıca 657 sayılı Yasanın 68/B maddesinde, 1-4.
derecedeki kadrolara atama için yüksek öğrenim görmüş bulunmak şartı
aranmıştır.
Bu hükümler karşısında,
asilde aranan şartları taşımayan bir kişinin vekil olarak atanamayacağı ve
kendisine vekalet aylığı ödenemeyeceği açıktır. Ancak
657 sayılı Yasada bir görevin tedviren yürütülmesine ilişkin bir hükme yer
verilmemiş olmakla beraber, yukarıda sözü geçen tebliğ uyarınca idarece tedvir
görevi verilen kişinin, Anayasanın angaryayı yasaklayan 18. maddesi hükmü
uyarınca fiilen yürüttüğü görev karşılığı bazı maddi haklara hak kazanacağı
açıktır.
Mevzuatta
tedviren görevlendirme şeklinde açıklanan bir usul bulunmamakla beraber,
uygulamada 99 Seri No'lu Genel Tebliğde de
belirtildiği üzere asilde aranan şartlara sahip vekil memur bulunmadığı
hallerde idarelerce hizmetin aksatılmadan yürütülmesini teminen
herhangi bir şekilde boşalmış veya boş bulunan bir göreve asilde aranan
şartlara en yakın personel arasından tedviren görevlendirme yapılarak idari
görevin yürütülmesi sağlanmaktadır.
Yukarıda yer alan yasal
düzenleme karşısında, davacıya vekalet aylığı adı
altında bir ücret ödenmesi mümkün değilse de, davacının yürüttüğü görevden
dolayı üstlendiği sorumluluk dikkate alındığında, vekalet görevinden ötürü
davacıya vekalet aylığına eşdeğer tutarda bir meblağın tazminat olarak ödenmesi
gerekmektedir.
Buna göre, lise mezunu olan ve 3. derece kadrolu Malmüdürlüğünü valilik oluru
ile vekaleten yürütmekle görevlendirilen davacıya
fiilen yürüttüğü bu görev karşılığında vekalet aylığına eşdeğer tutarda bir
meblağın ödenmesi gerekirken, aksi yönde tesis edilen işlemde hukuki isabet görülmemiştir.
Bu itibarla temyize konu kararın anılan işlemin iptaline ilişkin kısmında usul
ve mevzuata aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Kararın; zam ve tazminat
farkının geri istenilmesine ilişkin işlemi iptal eden kısmına gelince;
Evvelce
sehven kanuna aykırı olarak yapılmış bir terfi veya intibak işleminin
kanunsuzluğunun tespitinden sonra idarece geri alınması sonucu fazla ödenmiş
bulunan aylık ve ücret farklarının kararda belirtilen istisnalar dışında ancak
ilk kanunsuz ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere 90 günlük dava açma
süresi (2577 sayılı Kanunun 7. maddesi uyarınca 60 gün) içinde geri
alınabileceği hakkındaki 22.12.1973 günlü, E:1968/8, K:1973/14 sayılı Danıştay
İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararında, idarenin hatalı eylem ve işlemlerinin
ve bu işlemlere dayanarak yaptığı ödemelerin geri alınmasında uygulanacak temel
ilkeler ortaya konulmuştur. Anılan kararın gerekçesinde iyi niyet kuralı
üzerinde de durularak idarenin sakat ve dolayısıyla hukuka aykırı işlemine,
idare edilenlerin gerçek dışı beyanı veya hilesi neden olmuşsa ya da geri
alınan idari işlem yok denilebilecek kadar sakatlık taşımakta ise, hatalı
işlemde idare edilenin kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata bulunmaktaysa
ve idareyi bu konuda haberdar etmemişse, memurun iyi niyetinden söz etmeye
olanak bulunmadığı ve bu işlemler dolayısıyla bu işlemlere dayanılarak yapılan
ödemeler için süre düşünülmeyeceği, bunların her zaman geri alınabileceği,
ancak bunun dışındaki işlemler için memurun iyi niyetinin, istikrar ve kanunilik
kadar önemli bir kural olduğu ve bu nedenle yukarıda belirtilen istisnalar
dışındaki işlemlere dayanılarak yapılan ödemelerin ancak dava açma süresi
içinde geri alınabileceği vurgulanmıştır.
Yukarıda
anılan Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararından, kanuna aykırı olarak
yapılan ödemelerde, muhatabın kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata
bulunmakta ise ve idareyi bu konuda haberdar etmemişse iyi niyetin varlığından
söz edilemeyeceği, bu işlemlere dayanılarak yapılan ödemeler için süre kısıtlamasının
olmadığı, bunların her zaman (genel zamanaşımı süresi içinde) geri
alınabileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dosyada mevcut
belgelerin incelenmesinden, ? Malmüdürlüğünü 27.8.1997
tarihinden itibaren tedviren yürüten davacıya ödenen zam ve tazminat farkının
davacı adına borç çıkarıldığı ve bundan sonra anılan farkların ödenmemesi
yolunda işlem tesis edildiği, idare mahkemesince, davacının asilde aranılan
şartları taşımaması nedeniyle zam ve tazminat farkı alamayacağı, ancak son
ödemenin yapıldığı tarihinden itibaren 60 günlük dava açma süresi geçirildikten
sonra zam ve tazminat farklarının geri istenilemeyeceği gerekçesiyle davanın,
dava konusu işlemin zam ve tazminat ödenmemesine ilişkin kısmının reddine, zam
ve tazminat farklarının geri istenilmesine ilişkin kısmının ise iptaline
hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Malmüdürlüğünde muhasebe
şefi olarak görev yapan davacının, tedviren görevlendirmelerde zam ve tazminat
farkı alınmayacağını bilebilecek durumda olduğu halde anılan farkları alması ve
açık hata niteliğindeki bu ödeme işlemine karşı idareyi haberdar etmemesi,
yersiz ve hatalı olduğu konusunda idareyi uyarmaması nedeniyle iyiniyetinden söz edilmesi de olanaksızdır.
Buna göre, bu tür
işlemlere dayanılarak yapılan ödemelerin her zaman geri alınabileceği hususu
gözetilmeden, son ödemenin üzerinden 60 günden fazla sürenin geçmiş bulunması
neden gösterilerek hatalı ödemenin geri alınamayacağı gerekçesiyle dava konusu
işlemin bu kısmının iptali yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kısmen kabulüyle Ordu
İdare Mahkemesinin 25.5.1999 gün ve E:1998/817, K:1999/358 sayılı kararının,
dava konusu işlemin zam ve tazminat farklarının borç çıkarılmasına ilişkin
kısmını iptal eden hüküm fıkrasının bozulmasına, temyize konu diğer hüküm
fıkralarının onanmasına, 10.4.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Onbirinci Daire K:2003-1654
E:2000-9798
6-
Müdür başyardımcısının müdür vekili olarak görevlendirilmeyip
müdür yardımcısının vekaleten görevlendirilmesine
ilişkin işlem ile Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün 10.3.2004
günlü. 2004/23 sayılı Genelgesinin "C-Diğer Hususlar" başlıklı bölümünün 8. maddesinin iptalini ve yürütmenin durdurulmasının istemi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onikinci
Dairesince işin gereği düşünüldü:
Dava, ……… İlköğretim
Okulunda müdür başyardımcısı olan davacının anılan okula müdür vekili olarak görevlendirilmemesine
ilişkin işlem ve bu göreve Mehmet Kurak'ın vekaleten
görevlendirilmesine ilişkin işlem ile 10.3.2004 günlü. 2004/23 sayılı Milli
Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü Genelgesinin C-Diğer Hususlar
başlıklı bölümünün 8. maddesinin iptali ve yürütmenin durdurulmasına karâr verilmesi istemiyle açılmıştır.
Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 61. maddesinde
mudur başyardımcısının müdürün en yakın yardımcısı
olduğuna ve müdür olmadığı zamanlarda müdüre vekalet edeceğine işaret edilmiş, Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim
Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin 21. maddesinde
de müdür başyardımcılığına atanabilmek
için müdür yardımcısı olarak en
az bir yıl görev yapmış olmak şartı aranmıştır.
Uyuşmazlık konusu Genelgede; herhangi bir nedenle
boşalan eğitim kurumu müdürlüklerine asaleten atama yapılıncaya kadar, öncelikle eğitim kurumlarının müdür
başyardımcıları ve müdür yardımcıları ya da daha önce yöneticilik görevinde
bulunmuş olan öğretmenler ile yeterliliği bulunan diğer öğretmenler arasından
vekaleten görevlendirme yapılabileceği
belirtilmiştir.
Okul müdürünün herhangi bir nedenle görevinden
ayrılmış olması halinde müdür
başyardımcısının, müdüre vekalet edeceği ve
müdür başyardımcılığına atanabilmek için müdür yardımcısı olarak en az bir yıl
görev yapmış olmak gerektiği yukarıda anılan Yönetmelik maddeleri ile açıkça
hükme bağlanmış olmasına karşın bu
hükümlere, kariyer ve liyakat ilkelerine aykırı olarak dava konusu Genelge ile
getirilen düzenlemede normlar hiyerarşisine
ve hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bu durumda iptali istenen Genelgenin C-Dığer Hususlar başlıklı
bölümünün 8. maddesi ile getirilen
düzenleme hukuka aykırı bulunduğundan müdür başyardımcısı olan davacının vekaleten
görevlendirmemesine ilişkin işlem ve bu göreve müdür yardımcısı Mehmet
Kurak'ın vekaleten görevlendirilmesine ilişkin işlemde de hukuka uyarlık
görülmemiştir.
Açıklanan nedenferle
2577 sayılı İdari Yargılama Usulu Kanununun 4001
sayılı Kanunla değişik 27. maddesinde öngörülen ve yürütmenin durdurulmasına
karar verilebilmesi için gerekli olan koşulların gerçekleşmiş olduğu
anlaşıldığından dava konusu işlemlerin ve Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel
Müdürlüğünün 10.3.2004 günlü. 20004/23 sayılı Genelgesinin C-Diger Hususlar başlıklı bölümünün 8. maddesinin yürütül
meşin in durdurulmasına. 20.2.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C. Danıştay Onikinci Daire Esas No
: 2005/5748
7-
Davacı, Bakanın onayı ile asaleten atama yapılabilecek olan
şube müdürlüğü görevine valilik onayı ile vekâlet ettiğinden bu görevin
karşılığı olan özel hizmet tazminatının ödenmemesinde mevzuata aykırılık
bulunmadığı hk.
Van İdare Mahkemesinin
27.10.1987 günlü, E: 1987/8, K. 1987/255 sayılı kararıyla; vekâleten atamanın
asaleten atamanın tâbi olduğu usule göre yapılması halinde ilgilisine vekâlet
ettiği görevin karşılığı olan özel hizmet tazminatının ödenebileceği, olayda
ise 3201 sayılı Emniyet Teşkilâtı Kanununun 43. maddesine göre Emniyet Genel
Müdürünün teklifi ve Bakanın onayı ile asaleten atama yapılabilecek şube
müdürlüğü görevine davacının Valilik onayıyla vekâlet ettiği anlaşıldığından bu
görevin karşılığı olan özel hizmet tazminatının ödenmemesinde mevzuata
aykırılık görülmediği gerekçesi ile dava reddedilmiştir. İdare ve Vergi Mahkemeleri
tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden
birinin bulunması halinde mümkündür.
Van
İdare Mahkemesince verilen 27.10.1987 günlü, E: 1987/8, K: 1987/255 sayılı
karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek
bir sebep de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile anılan kararın
onanmasına, 7.3.1991 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. (D.5.D., E.1988/67, K. 1991/395)
8-
Bir görevin vekaleten yürütülmesi
halinde görevin nitelikleri değişmeyeceğinden, bir görevi vekaleten yürütecek
olanların asil memurun tüm yetkilerini taşımasının gerekliliği ve hizmetin
yürütülmesi için vekil olarak atanacakların asilde aranan şartlara sahip
olmasının zorunlu olacağı Danıştay
Üçüncü Dairesinin 02.11.1977 tarih ve 77/1117 Esas, 77/1035
9-
Yetkili makamca alınmış bir vekâleten atama kararı olmaksızın
muhasebe müdürlüğüne bakan davacıya vekâlet ücreti verilmesine 657 sayılı
Yasanın 86. maddesi hükmünün izin vermediği Hk. (D.5.D., E. 1971/1782, K. 1974/569).
10-
Dolu Kadroya Vekaleti
3 Ayı Geçmeyen Davacıya Vekalet Ücreti Verilemeyeceği Ve Boş Kadrolara Ait
Görevlerin Ücretsiz Olarak Vekaleten Gördürüleceği Hk.
Asliye Hukuk Mahkemesi Zabıt Katibi
olan davacı, 11.4.1979 ile 24.4.1980 tarihleri arasında vekalet ettiği Asliye Mahkemeleri
Başkatipliği görevinden dolayı vekalet ücreti ödenmeyeceğine ilişkin işlemin
iptalini ve kadro karşılığı olarak 35.880 lira vekalet ücretinin ödenmesine
karar verilmesini istemektedir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 86. maddesinde, memurların
kanuni izin nedeniyle işinden geçici olarak ayrılmaları halinde, yerlerine
kurum içinden veya dışından veya açıktan vekil atanabileceği, bir görevin
memurlar eliyle vekaleten yürütülmesi halinde aylıksız
vekaletin asıl olduğu, vekil memurlara vekalet görevinin 3 aydan fazla devam
eden süresi için vekalet aylığının ödeneceği, boş kadrolara ait görevlerin
lüzum görüldüğü takdirde memurlara ücretsiz olarak vekaleten sürdürülebileceği
hüküm altına alınmış bulunmaktadır. Dosyanın incelenmesinden, Balıkesir Asliye
Mahkemeleri Başkatibinin iki ay yıllık izne ayrılması
üzerine davacının bu göreve 11.4.1979 tarihinde vekaleten atandığı ve bu görevi
24.4.1980 tarihine kadar sürdürdüğünü, Asıl Başkatibin yıllık izninin bitimini
müteakip emekliye ayrıldığı ve sözkonusu kadronun
boşaldığı anlaşılmıştır.
Yukarıda özetlenen madde hükmünden de anlaşılacağı gibi, vekalet aylığının ödenebilmesi için vekalet görevinin 3
aydan fazla olması gerektiği kuşkusuzdur. Asil Başkatibin
yıllık izninin 2 ay sürmesi nedeniyle davacının da dolu kadroya vekaleti 3 ayı
geçmediği bu nedenle bu süre için vekalet aylığı ödenmemesinde mevzuata
aykırılık bulunmadığı, diğer taraftan Başkatibin senelik iznini müteakip
emekliye ayrıldığı ve kadrosunun boşaldığı, dolayısı ile davacının boş kadroya
vekalet ettiği anlaşıldığı cihetle, boş kadrolara ait görevlerin de ücretsiz
olarak vekaleten gördürüleceği, yukarıda anılan madde hükmü gereği olduğundan,
bu sürede de vekalet aylığı ödenmemesinde mevzuata aykırılık yoktur.
Açıklanan nedenlerle, dayanaktan yoksun davanın reddine karar
verildi. (D.5.D, K.84-4479, E.80-10551)
11-
Kadrosu bulunmayan bir göreve vekâlet söz konusu
olamayacağından böyle bir görevlendirmenin ikinci görev olarak kabulü gerektiği
hk.
Dava, davacıya baştabiplik görevinin 657 sayılı Kanunun 86.
maddesi uyarınca verildiği 88. maddeye göre görevlendirilmediğinden bahisle
tahakkuk ettirilen ikinci görev ücretinin ödenmemesi üzerine bu işlemin
düzeltilmesi isteğiyle yapılan başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddine
ilişkin işlemin iptali ve tahakkuk ettirilip ödenmeyen 417.640 liranın tazminat
olarak ödenmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi
kararıyla, idarenin süre defi yerinde görülmeyerek dava dosyasının incelenmesinden
atama onayında baştabiplik görevinin 657 sayılı Kanunun 86. maddesi uyarınca
davacının uhdesine tevdi edildiği belirtilmişse de davacının göreve başladığı
tarihten emekli olduğu tarihe kadar doktorluk görevi yanında bir idari görev
olan baştabiplik görevini de fiilen yürüttüğü ve bu görevin ikinci görev -olarak
verildiği açık olup kadro tahsis edilmese bile davacıya 657 sayılı Yasanın 175.
maddesi uyarınca ücret ödenmesi gerektiği gerekçesiyle işlem iptal edilmiş ve
1980, 1981, 1982 yıllarına ait ikinci görev ücretinin tazminat olarak davacıya
ödenmesi hükme bağlanmıştır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 86. maddesinde, kadronun
boş olması veya görevli personelin özürü nedeniyle
görevinden ayrı bulunması durumlarında vekâletin mümkün olduğu hükmü bağlanmış,
aynı Kanunun 88. maddesinin B-2. bendinin 2. fıkrasında
da tabip, veteriner ve öğretmenlere asıl görevlerinin yaptırılabileceği
belirtilmiştir.
Yasanın 175. maddesinin 2. fıkrasında, 88.
maddeye göre ikinci görev verilen memurlara, bu görevleri karşılığında
görevlendirildikleri kadro derecesinin ilk kademe aylığının üçte ikisinin
ödeneceği; baştabip ve baştabip yardımcılığı hizmetlerinin ikinci görev olarak
yürütülmesi halinde kadro şartı aranamayacağı ve bu hizmetleri yürütenlere
aldıkları aylığın üçte ikisinin ikinci görev aylığı olarak ödeneceği hükmüne
yer verilmiştir.
Olayda, davacının
Devlet Hastahanesine kulak burun boğaz uzmanı olarak
atandığı ve baştabiplik görevinin 657 sayılı Kanunun 86. maddesine göre
yürütülmesiyle görevlendirildiği atama onayında belirtilmişse de, dosyadaki
belgelere göre hastahanede o tarihte baştabiplik
kadrosunun bulunmadığı anlaşılmış olup, kadrosuz vekâletin kanunen olanaksız
bulunması karşısında baştabiplik görevinin ikinci görev olarak davacıya
verildiğinin kabulü zorunludur. Dolayısıyla İdare
Mahkemesince hukuki durumun bu şekilde değerlendirilerek ikinci görev
aylığının ödenmesinin hükme bağlanmasında usul ve kanuna aykırılık bulunmamakta
ve davalı idarenin temyiz istemi haklı dayanaktan yoksun kalmaktadır.
Davacının temyiz istemine gelince; dava dilekçesinde yasal
faiz istemine de yer verildiği halde mahkemece bu istemin karara bağlanmasında
hukuka uyarlıktan sözedilemeyeceği açık olup kararda
bu nokta yönünden hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle davalı idarenin temyiz isteminin reddiyle, Mahkeme kararının ikinci
görev aylığının ödenmesine ilişkin kısmının onanmasına; buna karşılık davacının
temyiz isteğinin kabulüyle İdare Mahkemesi kararının yasal faize hükmedilmemesi
yönünden 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin l/b bendi uyarınca
bozulmasına, uyuşmazlık sadece hukuki noktalara ilişkin bulunduğundan ve dosya
içindeki bilgi ve belgeler karar verilmesi için yeterli olduğundan aynı
maddenin 2. fıkrası uyarınca ikinci görev ücretinin dava tarihinden itibaren
hesaplanacak yasal faizinin davalı idarece hesaplanarak davalıya verilmesine
karar verildi. (D.5.D., E. 87/322, K. 88/2959)
12-
a-Tedviren görevlendirilen kişilere vekalet
aylığına eşdeğer tutarda bir meblağın ödenmesi gerektiği,
b-Tedviren
görevlendirmelerde zam ve tazminat farkı ödenmeyeceği hakkında.
TÜRK
MİLLETİ ADINA
Hüküm
veren Danıştay Onbirinci Dairesince işin gereği
görüşüldü:
657
sayılı Devlet Memurları Kanununun 86. maddesinde, vekalet görevi ve aylık
verilmesinin şartları düzenlenmiş, aynı Yasanın 174. maddesinde ise vekalet
aylıklarının ödenebilmesi için görevin fiilen yapılmasının zorunlu olduğu
belirtilmiş, 17.5.1987 günlü, 19463 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 99 Seri No'lu Devlet Memurları Kanunu Genel Tebliğinde de, vekalet
göreviyle ilgili genel hükümlere yer verildikten sonra 1-4.
dereceli kadrolara vekalet edeceklerin 657 sayılı Yasanın 68. maddesinde
belirtilen şartları haiz olmaları, asilde aranan şartlara sahip vekil memur
bulunamadığı takdirde boş bulunan bir görevin tedviren yürütülmesi
öngörülmüştür. Ayrıca 657 sayılı Yasanın 68/B maddesinde, 1-4.
derecedeki kadrolara atama için yüksek öğrenim görmüş bulunmak şartı
aranmıştır.
Bu
hükümler karşısında, asilde aranan şartları taşımayan bir kişinin vekil olarak
atanamayacağı ve kendisine vekalet aylığı ödenemeyeceği
açıktır. Ancak 657 sayılı Yasada bir görevin tedviren yürütülmesine ilişkin bir
hükme yer verilmemiş olmakla beraber, yukarıda sözü geçen tebliğ uyarınca
idarece tedvir görevi verilen kişinin, Anayasanın angaryayı yasaklayan 18.
maddesi hükmü uyarınca fiilen yürüttüğü görev karşılığı bazı maddi haklara hak
kazanacağı açıktır.
Mevzuatta tedviren görevlendirme şeklinde
açıklanan bir usul bulunmamakla beraber, uygulamada 99 Seri No'lu
Genel Tebliğde de belirtildiği üzere asilde aranan şartlara sahip vekil memur
bulunmadığı hallerde idarelerce hizmetin aksatılmadan yürütülmesini teminen herhangi bir şekilde boşalmış veya boş bulunan bir
göreve asilde aranan şartlara en yakın personel arasından tedviren
görevlendirme yapılarak idari görevin yürütülmesi sağlanmaktadır.
Yukarıda
yer alan yasal düzenleme karşısında, davacıya vekalet
aylığı adı altında bir ücret ödenmesi mümkün değilse de, davacının yürüttüğü
görevden dolayı üstlendiği sorumluluk dikkate alındığında, vekalet görevinden
ötürü davacıya vekalet aylığına eşdeğer tutarda bir meblağın tazminat olarak
ödenmesi gerekmektedir.
Buna
göre, lise mezunu olan ve 3. derece kadrolu Malmüdürlüğünü valilik oluru ile vekaleten yürütmekle görevlendirilen davacıya fiilen
yürüttüğü bu görev karşılığında vekalet aylığına eşdeğer tutarda bir meblağın
ödenmesi gerekirken, aksi yönde tesis edilen işlemde hukuki isabet
görülmemiştir. Bu itibarla temyize konu kararın anılan işlemin iptaline ilişkin
kısmında usul ve mevzuata aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Kararın;
zam ve tazminat farkının geri istenilmesine ilişkin işlemi iptal eden kısmına
gelince;
Evvelce sehven kanuna aykırı olarak yapılmış bir
terfi veya intibak işleminin kanunsuzluğunun tespitinden sonra idarece geri
alınması sonucu fazla ödenmiş bulunan aylık ve ücret farklarının kararda
belirtilen istisnalar dışında ancak ilk kanunsuz ödemenin yapıldığı tarihten
başlamak üzere 90 günlük dava açma süresi (2577 sayılı Kanunun 7. maddesi
uyarınca 60 gün) içinde geri alınabileceği hakkındaki 22.12.1973 günlü, E: 1968/8, K: 1973/14 sayılı
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararında, idarenin hatalı eylem ve
işlemlerinin ve bu işlemlere dayanarak yaptığı ödemelerin geri alınmasında
uygulanacak temel ilkeler ortaya konulmuştur. Anılan kararın gerekçesinde iyi
niyet kuralı üzerinde de durularak idarenin sakat ve dolayısıyla hukuka aykırı
işlemine, idare edilenlerin gerçek dışı beyanı veya hilesi neden olmuşsa ya da
geri alınan idari işlem yok denilebilecek kadar sakatlık taşımakta ise, hatalı
işlemde idare edilenin kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata bulunmaktaysa
ve idareyi bu konuda haberdar etmemişse, memurun iyi niyetinden söz etmeye
olanak bulunmadığı ve bu işlemler dolayısıyla bu işlemlere dayanılarak yapılan
ödemeler için süre
düşünülmeyeceği, bunların her zaman geri
alınabileceği, ancak bunun dışındaki işlemler için memurun iyi niyetinin,
istikrar ve kanunilik kadar önemli bir kural olduğu ve bu nedenle yukarıda
belirtilen istisnalar dışındaki işlemlere dayanılarak yapılan ödemelerin ancak dava
açma süresi içinde geri alınabileceği vurgulanmıştır.
Yukarıda anılan Danıştay İçtihatları Birleştirme
Kurulu Kararından, kanuna aykırı olarak yapılan ödemelerde, muhatabın kolayca
anlayabileceği kadar açık bir hata bulunmakta ise ve idareyi bu konuda haberdar
etmemişse iyi niyetin varlığından söz edilemeyeceği, bu işlemlere dayanılarak
yapılan ödemeler için süre kısıtlamasının olmadığı, bunların her zaman (genel
zamanaşımı süresi içinde) geri alınabileceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dosyada
mevcut belgelerin incelenmesinden, ... Malmüdürlüğünü
27.8.1997 tarihinden itibaren tedviren yürüten davacıya ödenen zam ve tazminat
farkının davacı adına borç çıkarıldığı ve bundan sonra anılan farkların
ödenmemesi yolunda işlem tesis edildiği, idare mahkemesince, davacının asilde
aranılan şartları taşımaması nedeniyle zam ve tazminat farkı alamayacağı, ancak
son ödemenin yapıldığı tarihinden itibaren 60 günlük dava açma süresi
geçirildikten sonra zam ve tazminat farklarının geri istenilemeyeceği
gerekçesiyle davanın, dava konusu işlemin zam ve tazminat ödenmemesine ilişkin
kısmının reddine, zam ve tazminat farklarının geri istenilmesine ilişkin
kısmının ise iptaline hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Malmüdürlüğünde
muhasebe şefi olarak görev yapan davacının, tedviren görevlendirmelerde zam ve
tazminat farkı alınmayacağını bilebilecek durumda olduğu halde anılan farkları
alması ve açık hata niteliğindeki bu ödeme işlemine karşı idareyi haberdar
etmemesi, yersiz ve hatalı olduğu konusunda idareyi uyarmaması nedeniyle iyiniyetinden söz edilmesi de olanaksızdır.
Buna
göre, bu tür işlemlere dayanılarak yapılan ödemelerin her zaman geri
alınabileceği hususu gözetilmeden, son ödemenin üzerinden 60 günden fazla
sürenin geçmiş bulunması neden gösterilerek hatalı ödemenin geri alınamayacağı
gerekçesiyle dava konusu işlemin bu kısmının iptali yolunda verilen kararda
hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin
kısmen kabulüyle Ordu İdare Mahkemesinin 25.5.1999 gün ve E: 1998/817, K: 1999/358
sayılı kararının, dava konusu işlemin zam ve tazminat farklarının borç
çıkarılmasına ilişkin kısmını iptal eden hüküm fıkrasının bozulmasına, temyize
konu diğer hüküm fıkralarının onanmasına, 10.4.2003 tarihinde oybirliği ile
karar verildi. (Danıştay 11. Daire,
E:2000/9798, K:2003/1654, T:10.04.2003)
13-
İsteğin Özeti : vekaleten görevlendirmeye ilişkin 22.8.2003 tarih ve 2003/70 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü Genelgesinin iptalini istemektedir.
Savunmanın Özeti_________ : İlköğretim Kurumları Yönetmeliği, Lise ve Ortaokullar
Yönetmelikleri gibi yönetmeliklerde müdür başyardımcısına, müdür bulunmadığı zamanlarda müdüre vekalet etmek, müdür yardımcısına ise müdür başyardımcısı olmayan okullarda müdür başyardımcısının görevlerini yürütme görevlerinin verildiğini; bu bağlamda. Milli Eğitim Bakanlığının 03.11.1999 tarih ve 106328 sayılı Genelgesi ile müdürün çeşitli nedenlerle görevinden ayrılması halinde bu görevin ilgili mevzuat uyarınca müdür başyardımcısı ve müdür yardımcıları tarafından yürütüleceğinin belirtildiğini, ancak, uygulamadan alınan geri bildirimlerden, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarından bazılarının müdürlüğe vekalet etmede isteksiz davrandıkları, buna bağlı olarak da görevi yürütmekte yetersiz kaldıkları, bu durumdan da eğitim ve öğretim sürecinin olumsuz yönde etkilendiğinin tespiti üzerine dava konusu Genelge ile düzenleme yapılmasının zorunlu hale geldiğini öne sürmekte ve haksız açılan davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince işin gereği düşünüldü:
Davacı Türkiye Eğitim öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası 22.8.2003 günlü, 2003/70 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü Genelgesinin iptali istemiyle dava açmıştır.
Davacı Sendika'sözkonusu Genelgenin idareye çok geniş takdir yetkisi tanıdığını, mevzuatta yer almayan yeni bir düzenleme getirildiğini, Genelgede Müdür başyardımcılarının ve müdür yardımcılarının yetersizliğinin saptanmasına dair kriterlerin belli olmadığını, kaldı ki:
bu konumda bulunan kamu görevlilerinin gerekli liyakat esaslarına ve yeterliliğe sahip olmalarının esas olduğunu, idarenin takdir yetkisini kullanarak Okul müdürlüğüne vekalet ile görevlendireceği kamu görevlilerinin yeterliliğinin tespitinin yapılmasının belirsiz olduğunu ileri sürmekte ve Genelgenin iptalini istemektedir.
Lise ve Ortaokullar Yönetmeliğinin, 13. maddesinde; başyardımcının, okulun yönetimi bakımından müdürün en yakın yardımcısı olduğu, müdür bulunmadığı zamanlarda kendisine vekalet edeceği, müdürün her türlü izinliliğinde ayrıca vekil atanmadan müdürlük görevini yerine getireceği, 14 maddesinde ise; müdür başyardımcısı bulunmayan okullarda müdür başyardımcısının ödevlerinin, müdür yardımcılarına dağıtılacağı hükme bağlanmış, 7.8.1992 tarih ve 21308 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve dava konusu Genelgenin yayımlandığı tarihte yürürlükte bulunan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 73. maddesinde de paralel bir hükme yer verilerek müdür başyardımcısının, müdürün en yakın yardımcısı olduğuna ve müdür olmadığı zamanlarda müdüre vekalet edeceğine işaret edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu Genelgede; İlköğretim Kurumları Yönetmeliği, Lise ve Ortaokullar Yönetmeliği gibi idari düzenlemelerde müdür başyardımcısına, müdür bulunmadığı zamanlarda müdüre vekalet etmek, müdür yardımcısına müdür başyardımcısı olmayan okullarda müdür başyardımcısının görevlerini yürütmek görevleri verildiği ancak, kurum müdür ^başyardımcısı ve müdür yardımcılarının bu görev için yetersiz veya isteksiz olmaları durumunda kurumun sevk ve idaresinde zaafiyet oluşacağından eğitim ve öğretim sürecini olumsuz etkileyeceği, bu nedenle izin, geçici görev, disiplin cezası uygulanması veya görevden uzaklaştırma nedenleriyle görevlerinden geçici olarak ayrılan müdürlerin yerine ve herhangi bir sebeple boşalan okul ve kurum müdürlüklerine asaleten atama yapılıncaya kadar o ilde görevli öğretmen ve ygnptipiier i|p riaha ft"™* jl/ilce milli eğitim müdürlüğü, müdür yardımcılığı, il/ilçe milli eğitim şube müdürlüğü veya okul müdürlüğü görevlerinde bulunmuş olanlar arasından vekaleten görevlendirme yapılmasının uygun görüldüğü belirtilmiştir.
Belirtilen durumda, okul müdürünün herhangi bir nedenle görevinden ayrılmış olması halinde müdür başyardımcısının, müdüre vekalet edeceği anılan Yönetmelik maddeleri ile açıkça hükme bağlanmış olmasına karşın bu hükümlere, kariyer ve liyakat ilkelerine aykırı olarak müdür başyardımcısı ve müdür yardımcılarının bu görev için yetersiz ve isteksiz olmaları halinde o ilde görevli tüm öğretmen ve yöneticiler ile daha önce yöneticilik görevinde bulunanlar arasından vekaleten-görevlendirme yapılmasının uygun olduğu yolundaki dava konusu Genelgede normlar hiyerarşisihe've-hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü'nün dava konusu 22.08.2003 günlü. 2003/70 sayılı Genelgesinin iptaline, aşağıda ayrıntıları gösterilen
80.90.-YTL yargılama gideri ile karar verildiği tarihte yürürlükle bulunan Avukatlık Asgari Ücret
Tarifesi uyarınca 350.- YTL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
kullanılmayan 8.50.- YTL posta ücreti avansının
istemi halinde davacıya iadesine, 21.02.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (Danıştay 12.Daire,
Esas No : 2003/3936 Karar No : 2005/492)
14-